ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2013 Cuma

Kayıplarda ben...

Geçen aylarda Eylül'de yapraklar dökülürmüş diyerek yazdığım bir yazı vardı, içimden kopan, etimden kopan, canımı yakan şeyler vardı,modum öyleydi...

Sonra olursa ekime olmazsa... modundayım," hayat senden bıktım! " diye içsel çığlıklar atıyorudum. 

Kasım geldi herşey boka sardı, işimde sıkıntılar başladı, elimden alınan projeler, elime tutuşturulan projeler, herşeye yeniden başlamak, yeni oda, yeni oda arkadaşları vs... Ha bide bu tutmuş bu pişirmiş oyununda benim bir şeyleri tutmam ve başkalarının yemesi var! 

Yüksek lisansın haftamın dört gününü yemesi ayrı bir drama!

Çok bunalıyorum çok! Uzun zamandır yazmıyorum, doğru düzgün film izlemiyorum, izleyemiyorum vakit yok çünkü... En son "Ateşi Yakalamak" ve " Düğün Dernek" denen filmleri sinemada izledim, ikisine de bayıldım. 

Yılbaşı geliyor, artık heyecanlanamıyorum bile. Eskiden olsa biricıt cons gibi liste yapardım ve hiçbirini uygulamazdım şimdi ona bile üşeniyorum. 1 Aralık dedimi yılbaşı bileti almaya başlardım, o kadar erken alınca daha uzun süre hayal kurmaya fırsatı oluyo insanın ama bu sene onu bile yapmadım. 

Hayattan istediğim herşey için yırtınmam gerekiyor, hiçbirşey kendiliğinden olmuyor, hatta olmasını istemediğim şeyler oluyor. Neden??

Şu bunalık moddan bi çıkayım yazmaya dönmek istiyorum, bir sürü dedikodu birikti;)

21 Mart 2013 Perşembe

Son Günlerde Filmmania...

Son zamanlarda film izlemiyorum, izleyemiyorum, dolayısıyla yazılarım da kesilmiş durumda, bunu kaç kişi fark etmiştir bilmiyorum ama onca zamandır içim içimi kemiriyor, yazıyorum şuan ama söylemeliyim ki yine doğru düzgün bir film izledim. En son "The first time" denen imdb'den 6.0 puan almış romantik/komedi türündeki filmi izledim, filmin sonuna kadar herhalde duygusal bir şeyler olur diye bekledim ama boşuna beklemişim, film bittiğinde azım açık bakakaldım, bu kadar aptal bir film izlemeyeli bayağı olmuştu, giden zamanıma mı yanayım, eşimle nadiren yan yana  geldiğimiz bir anı böyle boşa harcadığımıza mı yanayım bilemedim. Neticede burdan şu dersi aldık; her imdb'den 6 puan alan filme atlamamak!

Bu aralar iş ortamı yoğun olduğu için akşamları direk eve gelmek istiyorum, sinema planı vs hiçbirşey yapamıyorum, eve geldiğimde bazen yds çalışmaya çalışıyorum, bazen kitap okumaya çalışıorum, salı günleri 20 dakikayı izlerken puzzle yapıyorum ya da kendime hırka örüyorum. Bütün bunlara eşit vakit ayırmaya çalışıyorum ama hafta içi başka bir plan yaptığımızda,mesela bir aile büyüğünü ziyaret gibi, o zaman birşeyler kesin kaçıyor, bütün zaman algım kayboluyor. Genelde YDS çalışmaktan vazgeçiyorum. Sınava iki hafta kalmış ben hala aynı noktada, aynı kelimelerle cebelleşiyorum... Yine hüsran olacak... Bu yetmezmiş gibi birde ALES'e başvurdum! YDSyi atlatınca ALES çalışmaya çalışsam iyi olacak, en basiti dün bir arkadaşım çarpmanın mı bölmenin mi önceliği vardı önce hangisini yapıyorduk deyince tıkandım kaldım!

Eğitim hayatımda tezli yüksek lisasını yarım bırakan bir rezil olarak şimdi özel bir okulda yüksek lisansa başlamak üzereyim,hatta ön kaydımı yaptım ve kesin kayıt beklemedeyim. İş arkadaşlarımla birbirimizi gazlamanın sonucu bu, günlerce tartıştık ve nihayet bu noktadayız.... Hatta tezli mi yapsak ne?

Ayrıca internette deli gibi satılık ev ilanlarına bakıyorum, bütün boş vakitlerimde emlakçıları gezip hepsine ayrı ayrı nasıl bir ev istediğimi anlatıp duruyorum. (bu konuyla ilgili bir video CD hazırlayıp emlakçılara postayla mı yollasam?!) Her seferinde diyorum ki, ben max. 220bine kadar evlere bakıyorum ve alacağım o evin içine beş kuruş masraf yapamam ama adam elindeki saçma sapan evleri gösterip en sonunda 250binlik evi bana teklif etmiyor mu deli oluyorum. Bre adam o kadar param olsa sana 250binlikleri göster derim! Bide ultra mega lüx ev diye götürdükleri evlerin illaki bir yeri yapısız oluyor, hatta dengesizin birine telefonda bir ev sorduk, adam cevap olarak " valla abicim bence bu ev yapılı mis gibi demesin mi!" sence ne bee? bir evin yapılı sayılma kriteri nedir Allah aşkına bilen varsa söylesin... Birde şu var ev sahipleri öğrenmişler "elime temiz şu kadar para isterim gerisine karışmam!" derler. Gerisi ne be, benim bildiğim bir geri var ama onun konuyla alakası yok sanırım, sanırım tapu ve emlakçı parasından bahsediyorlar... Oldu paşam sırta da kese atalım mı ?? Ama bende bu konudan hemen ders çıkarttım, şuan satmaya çalıştığımız tarlamızı emlakçıya verirken "elime temiz 50bin isterim, kaça satarsan sat!" dedim ;)

Bütün bunların dışında sevgili dizilerimi izlemeye devam ediyorum (vampir günlükleri, spartaküs, walking dead... şu taht oyunları bir başlasa artık dimi...) Sinemada da gitmeyi düşündüğüm bir film yok, bu aralar kıtlık var sanırım... Bayağı uzun oldu bu yazı hiç benlik değil, ama yazdım azcık rahatladım, ohhh...

hamiş:geçenlerde keşfettiğim bir şarkıcı, değişik bir tarzı var, sesini sevdim Sinem Saniye "Are we in love"

12 Kasım 2012 Pazartesi

bu günüm...

Yolculuk yapmayı seven varsa buyursun yerime geçsin, ben şimdiden çok yoruldum ve evimi özledim. Sabaha karşı 3'te uyandım, İstanbul aktarmalı Belçika'ya geldim, tam 9.5 saatimi aldı. Beynim çatlamak üzere...

İstanbul uçağında özellikle cam kenarı olsun istedim, sanki gece gece ne göreceksem! Ama iyiki öyle demişim yanımdaki koltuklar boştu, kafama göre yayıla yayıla oturdum...

Aynı konforu Belçika yolunda bulamayacağım kesindi, uçağa, inşallah ortaya düşmem, inşallah yanıma hapşıran pıskıran tıskıran, arkama çoluklu çocuklu biri oturmaz diye dua ederek bindim. Genelde bu tarz rahatsız edici tipleri çekerim. Bir keresinde arkama zenci bir çift oturmuştu, çocukları tam benim arkamdaydı, velet fena yaramazdı, yol boyunca beni tepiklemişti. Arkama dönüp ters ters bakmalarımda işe yaramamıştı. Koltuk arasından çocuğu çimdiklemeyi bile düşünmüştüm ama malum zenci aile, kadın kıçının yarısıyla vursa beni uçağın öteki tarafına yapıştırabilirdi, çaresiz katlandım. Bu sefer yakın çevremde çocuk yoktu ama tam yanımda Mr.Ter vardı. Adam uçağa sanki yıkanıp gelmiş gibiydi, bu kadar terleyen birini ilk defa yakından gördüm. Iykkk.. Dedim beni bulur bişey diye buldu işte... Sonra önümdeki ayıya ne demeli, resmen kucağımda geldi onca yolu, düşüncesizler!

Neyse stres yok, olayı aşmak için biraz uyukladım sanırım, sonra yemek servisi başladı ve ben canlandım, sabah 3te uyanınca insan acıkıyor..

Sonra kabus başladı tam 2.5 saatim vardı ve ben sıkıntıdan patlamak üzereydim, aklıma otelde sıkılırsam izlerim diyerek yanıma aldığım 10 bölüm Nikita geldi, bi solukta üç bölüm izledim ve hoop yerdeyiz...

Nikita demişken araya bir kaç laf sokmam lazım, dizinin ikinci sezon ilk bölümlerinden biri Türkiye'de geçiyor. Van-Ankara-Eskişehir ve birkaç şehir daha vardı. Türkiye'yi yansıtış şekilleri berbat ötesiydi. İzleyince şok oldum, bu nasıl bir bağnazlıktır. Biz hala televizyonda mehter marşını mı izliyoruz yada hala ibrikten mi su içiyoruz. Hepimizin evinde biblo diye sadece osmanlı figürleri mi var. Diziden nefret ettim resmen... Karalamak için herşeyi yapmışlar. Kullandıkları arabalar 1930lardan kalma o kadar külüstür, Türk diye gösterdikleri tipleri bi görün, kabus gibi tipler, nerden de buldunuz.. Hele Eskişehir garında iki tane görevli var Türk diye yutturacaklar ama adamlar yabancı belli... Neyse öyle böyle izliyorum boş zamanlarımda ve İstanbul-Belçika arasında 3 bölüm izledim, yanımda Mr. Terin meraklı bakışları altında...

Otele valizimi bırakıp kendimi dışarı atmam bir oldu, kendimi alışverişe vurdum, bu ay favorim eşim için termal çoraplar kendim için çikolata oldu, yılbaşı indirimi başlamış, ilgililere duyrulur; 25avroluk çikolata 10 avroya bedava gibi geldi ;)

Dip not: evimi-yatağımı-elektrikli battaniyemi özledim...

19 Ekim 2012 Cuma

geçenlerde bir günüm..


Şarkımız

İnsanları gözlemlemek gibi garip huylarım olduğunu itiraf etmeliyim sanırım... Yani herkes yapıyordur bunu ama benim kadar sık değil... 

Bu çok eski bir alışkanlık bende. Lisedeyken arkadaşlarıma "aklına gelen ilk renk ne? ilk somut şey ne?" gibi garip sorular yapardım, aldığım cevapları bir tabloda birleştirir, arkadaşlarımın ruh hallerini, ailelerinde sorun olup olmadığını, sakladıkları duyguları, korkularını öğrenirdim. Bu beni birçok arkadaşımdan farklı yapardı. Beni hem severlerdi, hem de biraz benden çekinirlerdi. Ne zaman sıkıntılı bir döneme girseler, sınavdan düşük alsalar, sevgilileri terk etse bana gelip dertleşmek isterlerdi. Onlar anlatabildikleri kadarını anlatır ben daha fazlasını anlardım...

Bazen olmadık bir yerde, olmadık bir zamanda ağlamaya başlardım, kimse ne olduğunu anlamazdı, bense içindeki kinden, nefretten kimseye bahsedemezdim.. Zaten biri ne zaman "neden ağlıyosun?" dese ben daha çok ağlardım. Bazen yakın arkadaşım beni rehberlik sınıfına götürür ve sakinleşene kadar gelme derdi. Sakinleşmek mi? Benim için öyle bir şey mümkün değil ki! içimdeki acıyla sakinleşememki....

Bir dakika nerden geldim ben bu konuya; size başka bir şeyden bahsedecektim. Ahh, evet insanları gözlemlemek....

Şu an şehir dışında görevdeyim. İçinde yer aldığım, ama bir parçası gibi hissetmediğim bir grupla mesai yapıyorum. Sanırım 20-25 kişi filanız. Bu görevde benim işim ne-nasıl-neden gibi sorulara cevap bulmak, sistemi daha iyi tanımak. Birbirinin yüzüne gülen bu grupta samimileri de çok iyi görüyorum sinsileride, evdeki problemlerini yansıtmamaya çalışanları da karısına tapanları da, emekli olup evde oturmak istemeyenleri de meslek hayatının başında tükenenleri de... Her şey o kadar açık ki... Bense, en iyi maskemle burdayım... Buna rağmen acaba benim içinde benzer şeyleri düşünen biri varmı burda?

Koca bir salona açılan küçük cam odada onları izliyorum, konuşmalarını dinliyorum. İşle ilgilenmediğimi, kaytardığımı düşünen bakışlara aldırmadan yazıyorum. Onlara gülümsüyorum... Bazen gelip hatrımı soruyorlar, orda üşüyorum burası daha iyi deyip oturduğum yerden kıpırdamıyorum...

Biri test ediyor, biri test ediliyor. Test edilen gergin, test eden kendinden emin, açık yakaladığında affetmiyor, benim işimi yapıyor aslında, ee bunun için para alıyor, gidip ona yardım etmeyi düşünmüyorum...

Muhabbet arayan bir tip gelip iç dünyamdan çıkarmaya çalışıyor beni, kısa cevaplarla geçiştiremeyeceğim sanırım. Adam mesajı almadı... Ah birde durmadan çalan telefon var, hemen yanımda duruyor, açmıyorum... Muhabbet arayan adam nihayet bir işe yaradı, telefonlara cevap vermek...

22 Temmuz 2011 Cuma

İşTe GeLdim BuRdayıM...

Çoooook uzun bir aradan sonra yine yazmaya başlıyorum,anlatacak o kadar çok şey biriktiki nerden başlasam bilemedim....Aslında köreldim mi acaba diye bir korku bile aldı beni...


Yazının bir yerinde "amaaaaan" deyip bırakmaktan da korkarak yazmaya başlıyorum....

En son yazdığımda düğünüme bir ay vardı...Son bir ay evin eksiklerini tamamlamakla geçti,düğüne bir hafta kala izne ayrıldım,o hafta ev misafirlerledoldu taştı,annnemlerle başbaşa kalamadık,bir bakıma iyi oldu çünkü annemde bende durup düşündükçe ağlamaklı oluyorduk...Neyseki gelen gidenden düşünmeye vakit kalmadı....

Düğünden önceki haftasonum kuaförde geçti.İki tam günü kuaförde kafayı yeme noktasına geldim.Çok sıkıldım.Kuaförde vakit geçirmekten nefret ederim ve iki gün üstüste oraya tıkılmak feciydi...İlk gün saçımın rengini değiştirdik.Bakır renge boyadık,sonra uçlarına sarı balyaj attık.(sanki kendim boyamış gibi anlattım,idare edin :P ) Ortaya çıkan renge aşık oldum desem yeridir,gören herkes bayıldı,yandaki hatunun diplerinin daha koyu,bakırımsı olduğunu düşünün,sanırım öyle bileş oldu; en doğal sarışın ünvanı şimdilik bende haberiniz olsun ;)

Ertesi gün kuaförde saç ve makyaj provası yaptık.Gelin saçımı istediğim gibi yapamadılar,uzun uğraşlardan sonra başka biri "ben anladım gelinin istediğini..." deyip kendini ortaya attı ve istediğim modeli yaptı nihayet,çocuk başka bir şubede çalışıyordu ama düğün günü gelmeye söz verdi ;)İstediğim model "vak" dedikleri bir modelmiş,önünü öyle yapmaya karar verdik,arkasını tamamen adamın zevkine bıraktım...Aslında biran önce provayı bitirip eve gitmekti...

Nihayet kına günü geldi,kuaför,saç,makyaj,stüdyo çekimi ve salona varış...Shania Twain-you're still the one adlı şarkıyla ilk dansımızı yaptık...Saçlarım bukleli önden geriye doğru biraz toplanmış, straplez elbisem mavinin en göz alıcı rengi pafta kumaşlı ve sevgili eşim ince çizgili lacivert takımı ve elbisemin renginden desenli kumaşıyla karşımda...İkimizde titriyoruz...Saçma hareketlerle sağa sola sallanıyoruz...Nihayet birileride kalkıyor dansa ve insanları taklit ediyoruz....Sonraki şarkı Mustafa Cecelinin hastalıkta sağlıktası....İki şarkı hiç bitmeyecek gibi geliyor,ama neyseki bitiyor ve ben bize ayrılan masaya koşup suya yapışıyorum.Suyu içerken birden lavaboya gitme ihtiyacı hissesiyorum ve hemen suyu bırakıyorum...Sahneden inemiyorum çünkü oyun için bizi anons ediyorlar....Yuuuhhh dakka bir gol bir,bi durun bi nefes alalım...Yok! Kafamı çeviriyorum damat beni sahneye sürüklüyor ve oynamaya başlıyoruz...Sonrası yok bende...Kendime geldiğimde saatler geçmiş,takı-pasta-sülalecek resim çekimi vs.bitmişti...Bende bitmiştim...Şarkı çaklıdığı sürece sahnedeydik ve sürekli oynadık...Dedikodular almış başını gitmiş,"bunlar sarhoş mu???"

Hayır o gün içmedik,alkol kullanmayan bir çiftiz,ama o gün bizigörenlerin böyle düşünmesi normaldi,eşim oynadı bende (oyunsevmez :P) ona eşlik ettim,hepsi bu....

Ertesi gün,nikah günü,sabah erkenden kuafördeydik.Saçım ve makyajım bir önceki güne göre çok çok daha iyi olmuştu..{Yandaki model benim gelinlik modelim,aynısını diktirdim,(daha önce paylaşmışmıydım hatırlamıyorum ;) )}  Önce eve gittik,gözyaşları ve davul zurnayla evden çıktım...Stüdyoya gittik...Ama oraya varır varmaz gelin çiçeğimi ve damadın çiçeğini unuttuğumuzu farkettik.Evden gelmesini beklerken hava kapattı,ha yağdı ha yağacak diye beklerken,beklememeye karar verdik,başka bir gelinin çiçeğiyle çekimlere başladık :D Çekimin ortasında kendi çiçeğim geldi ve son resimleri çekerken yağmur yağmaya başladı...Bardaktan boşalırcasına dedikleri oydu kesinlikle...Birçok davetli nikahı kaçırdı...Gelenler sırılsıklamdı,hatta içlerinden biri gelmeye çalışırken kaza bile yapmış...İkiside birbirinden özel iki şahidimizle, yeni hayatımıza,mutluluğumuza kocaman "EVET" dedik...

Erkek tarafı uzun konvoyuyla bizi eve bıraktı,ve herkes çekildi...

Gelinliğimle salonun ortasında oturana kadar hiç ağlamamıştım ama o an kendimi tutamadım,o sessizlik anını anlatamam...Aylarca gelip gittiğim,yavaş yavaş içini yerleştirdiğimiz ev o an o kadar yabancıydıki...7 yıldır tanıdığım,ölesiye sevdiğim eşim şaşkınlıkla suratıma bakarken o kadar yabancıydıki...O an tek istediğiniz çıkıp gitmek oluyor,ama bir yanınızda kalmak istiyor...İkilem insanı çıldırtacak derecede....

Sonra,sakinleşip kendime geldim...Yıllarca o anı beklediğimizi biliyordum,berbat etmek istemedim,etmedimde....

9 Mart 2011 Çarşamba

Son Günlerde Ben

Bu aralar afakanlar basıyo bana sanki,hat safhada yoğunum,zaman az kaldı,alışverişler sıklaştı,paramız suyunu çekti,kimsenin nası gidiyor paran varmı dediği yok...

Haftasonu mobilyalarımızın siparişini verdik,kaporanın tamamını veremediğimiz için adamlar yapmaya başlayamıyor...

Evi boyatmaya karar verdik;mutfakdaki kombinin yeri değişecek,kombi emlakçıyla birlikte test sürüşü yapacak,bütün bunlar damat beyin görevi...

Ben perdeci arayışındayım,tanıdık halıcı soruşturması yapıyorum..Gelinlik provam var,epilasyon randevum var,haftasonları aile şirketimizde fazla mesai yapıp günlük 3-5bişey kazanıyorum onun yorğunluğu var...

Fırsat buldukça kpss çalışmaya çalışıyorum ama bu konuda çok başarısızım...

Aylardır bi fırsat bulup en çok giydiğim siyah pantolunumum belini yaptıramadım bol bol giyiyorum,onun sıkıntısı var....

Son zamanlarda aldığım herşeyi bir nedenden iade ediyorum,mağazalarda bu konuda çok sıkıntı çekiyorum,en son PrkBııırrravodan kazak aldım,tam para iadesi yapacaklardı,tüylendi diye söylenirken giydiğimi anlayıp iade yapmadılar ve kazağı fabrikasına gönderdiler;neyseki haftasında bana döndüler;değişim yapacaklar...YeKaMe'den aldığım takıyı iki gün sonra götürdüm 40 dakka reyon görevlisi gelsinde iade alsın diye bekledim,müşteri hizmetlernden hiç memnun kalmadım,en sonunda ben söylenince görevliyi beklemden halletti,e kadın madem halletcen beni bu karda kışda neden beklettin dimi...

Dün feci kar yağdı,bizim tarafta oturan iki bayan iki erkek düştük yola..İş arkadaşlarım sağolsunlar,çok kalender adam çıktılar...Bizi (yani bayanları) geride bırakıp önden hızlı hızlı basıp gittiler..Bütün sülalelerinin kulakları çınlıyorsa bilsinler benim yüzümden...Bugün sanki hiçbirşey olmamış gibi vıcıkvıcık hareketler!Ama ben sorarım elbet bir gün onlara...Hadi beni geçtim de diğer bayan kilolu,düşse kaldıramam tek başıma,kadını bende bıraksam yanında telefonu bile yok,ki zaten ben asla böyle birley yapamam...Neyse bu bugün için çok sinirli olduğum bir konu,saydırmak istemiyorum burdan....(ilk defa google'un aradığım bir resmi bulamadığına şahit oldum;satıcı arkadaş resmi diye birşey yokmuş :D neymiş anlatılmaz yaşanırmış :D)

Günlerdir bloguma giremiyorum yasak diye,host ayarı vs de bi ara işe yaramadı,bir ara ümidi kestim ama işte yine burdayım...Şimdilik bu kadar,resimde yüklenmiyo neden anlamadım yasa izin vs saçmalıyor,pöfff uğraşamıycam...

28 Şubat 2011 Pazartesi

İşte Ben...

Çok laf etmiycem,söyleyeceğim şudur ki;blog temamı değiştirdim,karmaşık bişey yaptım,çünkü içimde karmaşık...

Titanik'in hayatımda çok özel bir yeri vardır;ilk sinema filmimdir...Hatta ikinci sinema filmimde odur...Beni hayalini bile kurmaya cesaret edemediğim çok uzak diyarlara götüren filmlerden biridir...

Hayatta,zaman zaman,ve aslında hala keşke o gemideolsaydım da bende batsaydım dediğim çok olmuştur...

Hayat üzerine ağdalı laflarla söyleyecek bir kamyon lafım var...Ama susuyorum...

Bu görüntü karğaşasının bir karesine sığınıp,herşeyden kendimi soyutlayıp kendime vakit ayırıyorum...

Bu mod bir süre devam eder...

Dipnot:tecrübelerim derki,mod kargacık-burgacık halim kalıcı değildir,uzun sürmez....

24 Şubat 2011 Perşembe

Alçak Ben...

Bir haftadır hiç post yazmamışım.Vaktim olmuyor ama itiraf da etmeliyim içimden de gelmiyor.Bir kaç blog dışında okuduğum blog da kalmamış,kendimi vefasız gibi de hissediyorum.

Yoğunluk evlilik telaşından,hafta sonu yana yakıla ev aradık,onlarca kiralık ev gezdik ve pazar akşamı tamda ümidimizi kesmişken bir ev bulduk.Kirası az değil,ev büyük değil,balkon manzarası fena değil,mutfak eh işte,neden mi tuttuk?Ne bileyim o fiyata daha iyisini bulamayacaktık da ondan tuttuk sanırım.Daha az mobilya masrafı cazip geldi falanda filanda...

Bütün düğün yükünü sırtlamışken insan ister istemez plancı oluyor.Elindeki paranın hesabını bilince kafana göre istediğin şeylerden taviz verip daha önemli gördüğün şeylere daha çok para ayırabiliyorsunuz.Mesela davetiye konusunda güzel bir şey yapmak istedim;tanıdık ayağına 250 davetiye bana 290TL'ye patladı ki bunu 100 TL'ye de halledebilirdim.Diğer taraftan oturma odası denen bölümü iptal ettim.Salona L şeklinde koltuk almayı planladım.Daracık salonun yerini ferah ferah oturma odası alacak ;)

Nikah şekerine süslü kaplı çikolatalardan seçtim...Tamamen kendi zevkim.

Artık alışmışım kimseye fikrini de sormuyorum.Acayip yeni huylar edindim.Fikrini söylemeye cesaret edenide ben bunu beğendim,bu olacak diyerek bozuyorum.Biliyorum sevimsiz bir haldeyim.Ama yapacak bir şey yok...

Bu gün yemekhanede gördüğüm kıza burdan iki lafım var:"kızım sen ne yalaka bir tipsin yaaaa,bu gün nerdeyse yerimden kalkıp sıfatını değiştirecektim!! ".Kız bugün üç adamın garsonluğunu yaptı resmen,büyük ihtimalle amirleriydi,yemek alınan yerle masaları arasında mekik dokudu,adamlar kıçlarını hiiiiiç kıpırdatmadılar....Uyuzzzzz!!!!!

Son birkaç gündür içim çok daralıyor.Kendimi iyi hissetmiyorum.Nedenini biliyorum,stres erken başladı.Herkes bu dönemleri böylemi geçiriyor bilmiyorum.Yazdıklarıma bakanda önümüzdeki hafta evleneceğiz sanır ama daha üç ay var.Aceleciliğimizden evide erkenden tuttuk.Üç kira+depozito+emlakçı parası bu ay hırt diye tek kalemde girenler...Çıkanlar:stres işte ;)

Bu bunalık halimin arasında bu akşam bir ara sinsi sinsi güldüm,o ortamın verdiği hazzın kelimelerle tarifi yok;olay şuydu..Malum sürekli erkek tarafından şikayetlerdeyim.Kimsenin düğünle ilgilendiği yok;(maddi-manevi).Tutucu kaynanam bu gün aylardan sonra ilk defa teşrif etti ve gelinliğimin resmine baktı,kına kıyafetimi baktı ve çene düştü;çünkü ikiside straplez :D daha önce onlara askı yapmayı düşünüyordum ama şimdi inadına o halleriyle giyicem."Bunlar bizim taraf için çok açık .."dedi.Ben dönüp cevap bile vermedim çünkü dönsem kıskıs güldüğümü görecekti :D

Stresliyim....

Huzurluyum...

Mutluyum...

Korkuyorum...

Güçlüyüm...

Plancıyım...

Günahkarım...Dün gece aklımdan geçenler ruhumu kirletti;affet Allahım...Sen affet hata yapan kullarını;ben affedemiyorum...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Ben...

Güzel memleketimin güzel insanarından birini anlatmak istiyorum.Anlatacağım kız beni hergün şaşkına çevirmektedir.

Kızın olayı şu;aşırı enerjik , bekar (neden enerjik olduğunun cevabı bu olabilir mi?hımm büyük ihtimalle diye kendime cevap vereyim :D ),güzel,fiziği düzgün,resmi nir ortamda birçok hatun kişinin aksine yaşına uygun hoş giyinmesini bilen,koridorda herkese selam verip hatrını soran,sosyal ilişkileri güçlü,ama lafı uzatmasıyla,"hah hah hahaaaa.."larıyla insanı bunaltan,neşesi zaman zaman başınızı ağrıtan bir tip...Bilmiyorum  kaç kişi hayal edebildi ama (duyanda blogumu yüzlerce kişi okuyor sanacak ama neyse çaktırmayalım ) garip bir kız işte.Çat diye odaya dalıp konuşan biri varsa onu susturmayı başarıp yeni bir konu açıp kendi durmadan konuşup,karşısındakine nefes aldırmadan sonra hadi sonra görüşürüz deiyp odadan çıkan bir kız..O gittikten sonra oda da kısa süreli bir sessizlik olur ve ne konuşuyorduk yahu diye birbirimize bakıyoruz.Odadan ne geçti,kim geçti,bize ne oldu, o ara zaman mı durdu filmlerdeki gibi anlayamıyoruz.Kimse kızın arkasından kötü birşeyde demiyor,ya alıştılar ya da herkes birinin çıkıp birşey demesini bekliyor.

Ben yeni olduğum için hiiiiç etliye sütlüye karışmıyorum.Sessizce bir köşeden insanları izleyip sinsi sinsi onların değerlendirmesini yapıyorum.Hayata,insanlara karşı temkinliyim..Yıllar önce olduğu gibi şimdi yine insanlarla arama mesafe koyuyorum,ben istemedikçe kimse benimle samimi olamayacak,benim çizdiğim sınırları kimse aşamayacak.Bu yeni ortamda herkes iki yüzlü,birbirlerinin arkasından atıp sonra sırf bir üst mevki diye yüzlerine gülüyorlar,"peki efendim","tamam yaparım efendim",vik vik...İlk günden hatırı sayılır düşman edindim,adım asi kıza çıktı.Olsun...En azından kimsenin kıçıyla yakışık olmayan münasebetlere girmiyorum,en azından herşeye eyvallah demeyeceğimi ilk günden görmüş oldular,en azından bana bulaşırlarsa sessiz kalmayacağımı,olay çıkarmaya meyilli olduğumu gördüler...Neysem oyum ya neyse,ilk söz'üm de sıfatlarımı yazmıştım...

Amaaan nerden nereye geldim yahu,anlatacağım olay kızımızdı.

Dün bu olay kızla toplantıya katıldık.Toplantıda 15-16 kişi filan vardı sanırım.Yeni olduğum için bütün lüzumsuz olaylara beni göndermek adetlerioldu ama olsun şikayetçideğilim,değişik insanlar görüyorum iyi oluyor...Yani toplantı benle alakalı değil.İnsanlar hararetli hararetli tartışırlarken birden gözüm yanımda oturan olay kızıma (adı olay kız kaldı,neden bilmiyorum) kaydı.Hızlı hızlı birşeyler karalıyordu.Konu onlada alakalı değildi ama ne yazıyordu meraktan çatlayacaktım.Neyseki arkasına yaslandı bende röntgene başladım.Yazılanları aynen aktarıyorum (tabi hatırladığım kadarıyla);

Ben güzelliğim...

Ben iyiliğim...

Ben adanmışlığım...

Ben sevilenim...

Ben sevenim...

Ben mükemmelim...

Ben dünyayım...

Ben yaşamım...

Ben nefesim...

Ben öz'üm...

İşte yine başardı...Beni altüst etti o an...Bu nasıl bir ruh halidir,benimle alakası olmayan bu ruh halini anlayamıyorum...Mutluluğunun kaynağı bu mu acaba???

24 Aralık 2010 Cuma

Bana Bir Haller Oluyor

Bu aralar bana cidden bir haller oluyor,hastamıyım evet hastayım,20 yaş dişimi çektirdim ama sızısından kurtulamadım,bütün b.ku bunlara atmak istemiyorum ama aklıma başka birşeyde gelmiyor...Bana bir haller oluyor...

Önce iş güç sahibi olduk diye sevindik ama net ortamından uzak kaldım,yazamıyorum.Gün içinde yazma şevki geliyor,sn.de aklımdan binlerce ahenkli yada birbirinden alakasız cümle geçiyor ama elimin altında net olmadığı içinakşama bir şey kalmıyor...Sonra dedim bu böyle olmaz küçük küçük kağıtlara yazayım eve gidincetemize çekerim,o da olmadı.Bugün yazdığım o küçük kağıtları kaybettim.Umarım iş yerinde düşürmemişimdir...

Geçen anahtarlığımı kaybettim,dün odamın yerini karıştırdım 1.kata doğru gittim (odam ikinci katta),arkamdan seslendiler nereye diye,sonra aynı gün akşamı dolmuşta ineceğim durağı kaçırdım.Bayağı yukarda inip geri yürüdüm...Bugün odamı geçip 3. kata çıktım,kimse çakmadan geri döndüm...

Yaparım ederim dediğim şeyleri unutuyorum,aklında bir şeymi var derseniz yok aslında,yani sürekli kafamı meşgul eden beni endişelendiren birşey yok.Dün garip bir şekilde mutsuzdum,bana bakan herkes neyin var dedi,bugünse acayip keyifliydim,çocuklar gibi kıpırkıpır bitirim bi tip..Eeee dünden farkı neydi bu günün???Hiç....

Acayip alışveriş yapasım  var,bu konuda kafayı yemek üzereyim.Haftalardır bir bahaneyle sürekli birşeyler alıyorum ve sanırım bu bende takıntı oldu.Haftasonu alışveriş demek oldu sanki..Sadece kıyafet değil düğünüm yaklaştığı için çeyiz niyetine büsürü tabak-çanak,çarşaf bornoz,küçük-büyük ev aletleri,yok su takımıydı yok bilmem neyiydi bayağı para harcadım,işe başlayınca kotları kenara attım bide klasik kıyafet derdine düştüm;anlayacağınız üstüste çok borca girdim ve bu durumda hala birşeyler alasım var.Bütün hafta aklımda bir kazak vardı,geçen hafta sonu almamıştım,bu haftasonu alıp bu işkenceden kurtulmayı düşünüyorum.Ama bu arada başka birşey görüp aklımın onda kalmasında da korkuyorum...

Bütün bunlara bakınca kendimi şöyle özetliyorum:istekliyim (neye?),kızgınım-kırgınım (kime?),mutluyum (nedeni belli :D ),agresifim,patlamaya hazır bomba gibiyim,herşeyi en ince detayına kadar düşünmekten yorgunum,biri bu yükü üstümden alsa süper olur modundayım,ama yok öyle bir babayiğit,kimsesizim,içim yalnız,bazı kişileri bazı lafları yutuyorum;plancıyım,iki yüzlüyüm=tehlikeliyim....